Renkli uzay manzarası, futuristik gemi, gezegenler ve veri görselleriyle süslenmiş "Bilim Kurgu Manyakları" başlıklı başlık tasarımı.

Görsel ChatGPT ve Canva kullanılarak üretilmiştir.

Yazı, Isaac Asimov’un “Sonsuzluğun Sonu” ve George Orwell’ın “1984” kitapları hakkında spoiler içerir.

İlkgüz yayını çatısı altında sürekli buluşan kitap kulübümüzü uzun zamandır izliyor, aralarına katılmak istiyordum. 2025 yılı Mart ayında Isaac Asimov’un Sonsuzluğun Sonu kitabının okunacağını duydum. Bununla birlikte kulüpte ayda bir kitap okunduğunu, baskıcı bir ortam olmadığını da öğrendim. Açıkçası güzel bir topluluk olduğunu biliyordum ama katılmaya, ne yalan söyleyeyim, çekiniyordum.

Birden Asimov ve bilim kurgu sevdam depreşti. “Bilim kurgu okumayalı ne kadar zaman oldu ya, hadi şuna katılayım da hem bir etkinlik olsun hem yeni ve güzel insanlarla tanışayım hem de bilim kurgu okuyayım,” dedim ve hemen eşim Nare’nin kütüphanesi İBB(İstanbul Büyükşehir Belediyesi) Atatürk Kitaplığı’ndan kitabı ödünç aldım.

Tam da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sadece gizli tanıkların altı boş suçlamalarıyla tutuklandığı, hayatı sanki bir distopyanın içindeymişiz gibi yaşadığımız günlerdi. Zaten aklımdan Orwell’in 1984’ü bir türlü çıkmıyor, son zamanlarda o karanlığı bizzat yaşadığımızı düşünüyordum. Hele “Hayvan Çiftliği”ndeki “Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.” cümlesi… Nare İBB’de çalıştığı için doğrudan etkilenmiştik, ne olacağı belli değildi ve evimizde bir matem havası vardı. İşte Sonsuzluğun Sonu’na bu düşünceler içerisinde başladım.

İçinde bulunduğum durumla birlikte Sonsuzluğun Sonu’nu da okudukça 1984 ile benzeyen noktalar yakalamaya başlamıştım. “Bu kadar benzerlik tesadüf olamaz, kitap kulübünde bunlardan mutlaka bahsetmeliyim,” diye düşünerek notlar aldım. Kulüpteki buluşmamızda bunlardan bahsettiğimde bana hak verenler, kimi noktalara katılıp kimisine katılmayanlar oldu. Her ikisini de okumuş kültürlü insanlarla hasbihal ettiğimi gördüğümde daha da mutlu oldum.

Benzerliklere girişmeden önce Sonsuzluğun Sonu kitabından biraz bahsedip serideki diğer kitaplara yaptığım gibi iyyyyyce bir inceleyeyim. Bakalım neleri gömüyorum, neleri övüyorum!

Kitabın Kısa Özeti

1955 yılında yayımlanan Isaac Asimov’un bu eseri, yazarın bilim kurgu içindeki en felsefî ve romantik işlerinden biri. Asimov eserlerinde genellikle bilimsel sistemlerin işleyişine ve insanların bu sistemlerle olan ilişkisine odaklansa da Sonsuzluğun Sonu bambaşka bir tonda ilerliyor. Zaman yolculuğu, etik müdahale, aşk ve özgür irade kavramları etrafında şekillenen bu kitap, yazarın Vakıf ve Robot evrenlerine doğrudan bağlanmasa da onların temel taşlarını inşa ediyor.

Asimov’un kurgusal evreninde Sonsuzluğun Sonu’ ndaki olaylar, aslında Vakıf evreninin kurulmasını mümkün kılan bir ön koşuldur. Sonsuzluk’un sona ermesiyle zaman çizgisi serbest kalır ve insanlık galaksiye yayılabilir. Bu da Vakıf serisinin temelini oluşturur.

Kitabın başkarakteri Andrew Harlan, “Eternity” (Sonsuzluk) adı verilen zaman ötesi bürokratik bir kurumda teknisyen olarak çalışmaktadır. Sonsuzluk, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerine küçük müdahalelerde bulunarak “ideal” bir gelecek yaratmaya çalışır. Ancak Harlan, bir görev sırasında tanıştığı Noÿs Lambent’e âşık olur ve onun varlığını sürdürebilmesi için sistemi sorgulamaya başlar. Bu aşk, yalnızca kişisel bir dönüşüm değil, insanlığın yönünü değiştirecek bir devrimin de başlangıcıdır.

Harlan, Noÿs’a yaptığı işi şu şekilde anlatır:

“Hanımefendi, Sonsuzluk’ta bizler oyun oynamıyoruz. Çalışıyoruz! Sonsuzluk’un başlangıcından yerkürenin boş olduğu noktaya kadar geçen her zamanın tüm ayrıntılarını saptamak için çalışırız ve bütün olabilirliklerin sonsuz ihtimallerini açıklamaya çalışırız. Sonra da olandan daha iyi olan bir olabilirlik seçeriz ve olanı olabilire çevirmek için zaman içinde nerede çok ufak bir değişim yapmamız gerektiğine karar veririz ve yeni olanımız o olur ve yeni bir olabilir ararız sonsuza dek ve sonsuza dek” Sayfa: 69

Ana Karakterler

  • Andrew Harlan: Zaman Teknisyeni. Sonsuzluk’ta çalışan, sisteme inanan ama aşkla birlikte bu sistemi sorgulamaya başlayan ana karakter.

  • Noÿs Lambent: Alt Zaman’dan gelen gizemli kadın. Harlan’ın âşık olduğu kişi. Kesinlikle göründüğünden çok daha fazlası.

  • Laban Twissell: Sonsuzluk’un en yaşlı Bilgisayar’ı. Sistemin sürekliliğine inanan, stratejik kararların arkasındaki beyin.

  • Brinsley Sheridan Cooper: Harlan’ın kariyer yolculuğunu etkileyen karakterlerden biri, gelecekte kilit bir rol oynuyor.

  • Finge: Harlan’ın ilk yöneticisi. Sert, pragmatik ve kurallara bağlı biri.

Temalar

  • Özgür irade ve kader: İnsanlık adına yapılan müdahalelerin bireysel seçimleri yok etmesi.

  • Zaman ve etik: Zaman yolculuğunun ahlaki sınırları.

  • Aşk ve değişim: Bir duygunun devasa bir sistemi sarsması.

  • Kontrol ve evrim: Güvenli bir gelecek uğruna potansiyelin bastırılması.

Hikâye doğrusal bir şekilde ilerler ve Harlan’ın yolculuğu boyunca Sonsuzluk’un işleyişi ile ahlaki ikilemleri yavaş yavaş ortaya çıkar. Bu yapı, okuyucunun hem karakterlerin hem de olayların gelişimini derinlemesine anlamasını sağlar.

Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, teknolojiye karşı duyulan ikircikli tutumdur. Zaman yolculuğu gibi ileri bir teknolojinin sadece “iyilik için” değil, aynı zamanda bireyleri tek bir çizgide hizalamak için nasıl kullanılabileceği gözler önüne serilir. Sonsuzluk kurumu, bireyin özgürlüğü yerine makinelerin ölçtüğü bir “mutluluk istatistiğini” esas alır. Böylece roman, yalnızca bir bilim kurgu anlatısı değil; aynı zamanda etik, aşk, irade ve değişim üzerine derin bir düşünce egzersizine dönüşür.

Aslında Asimov burada çok derin bir fiziksel ve felsefi mekanizmayı sorgular: Sonsuzluk’un yaptığı küçük müdahaleler kalıcı değildir. Zamanın kendisi bir çeşit “eylemsizlik” gösterir; yapılan değişiklikler birkaç yüzyıl içinde sönümlenir ve gerçeklik, eski hâline dönme eğilimi gösterir. Bu da Sonsuzluk’un çabalarının ne kadar geçici ve yüzeysel olduğunu ortaya koyar. Sistem her seferinde yeniden dengeye gelir ama bu denge ilerletici değil, tekrar eden, durağan bir denge olur. Sonsuzluk, iyilik adına insanlığı potansiyelinden alıkoyar; güvenli ama durgun bir dünyaya mahkûm eder.

Tam bu noktada Asimov’un Vakıf serisindeki Hari Seldon karakteriyle çizdiği alternatif kontrol modelini hatırlıyorum. Sonsuzluk kaosu bastırarak durağanlık yaratırken Seldon, psikotarih sayesinde kaosu öngörür ve bu kaosun içinden kontrollü bir sıçrama planlar. Seldon, insan doğasını bastırmak yerine onunla birlikte çalışır. Bu iki farklı kontrol anlayışı -biri zamanı mühendislikle şekillendirme, diğeri olasılıklarla evrimi yönlendirme- Asimov’un düşünsel evreninde birbirini tamamlayan ama aynı zamanda birbirine zıt yapılardır. “Sonsuzluk’un sona ermesiyle birlikte Seldon’un öngördüğü galaktik yayılımın yolu açılır,” diye bu yüzden demiştik ya!

Üst Zamancılar mı, Alt Zamancılar mı?

Kitap boyunca Alt Zamancılar ve Üst Zamancılar arasındaki çatışma, insanlığın yönünü belirleyecek bir ikilem hâline gelir.

· Alt Zamancılar: Sonsuzluk’un etkisinde kalan, müdahale edilen ve yönlendirilen toplumları temsil eder. Onlar huzurlu ama kısıtlıdır.

· Üst Zamancılar: Sonsuzluk’tan bağımsız olan, kendi rotasını çizen, riski göze alan insan topluluklarıdır.

Asimov’un bu ikiliği sunarken tercih ettiği taraf açık: İlerleme, riskle mümkündür. İnsanlık ancak özgür iradesiyle karar vererek, hata yaparak, deneyerek gelişebilir. Sonsuzluk’un güvenli ama durağan yapısı, insan doğasına aykırıdır. Bu nedenle Üst Zamancılar hem etik hem de evrimsel açıdan “daha ileri” bir toplumu temsil eder.

Alt Zamancılar huzuru seçti, Üst Zamancılar ise riski. Ama bir türün büyümesi için risk gerekir.

Tabii ki savaşlar olmasın, masumlar ölmesin, tutuklanmasın, eziyet görmesin; atom bombası keşke hiç kullanılmasaydı, Hitler ve ismi lazım değil bazı diktatörler hiç doğmasaydı… Bunları sağlayacak kadar Alt Zaman, geri kalanı Üst Zaman gibi bir karışım yapamıyor muyuz?

Kitapta İşlenen Bilim Kurgu Ögeleri

1. Fizyozaman

Kitapta yer alan ve benim özellikle çok dikkatimi çeken kavramlardan biri, fizyozaman (“physiotime”) kavramı. Sonsuzluk içinde yaşayan bireylerin zaman algısı, sıradan insanların yaşadığı kronolojik zamanla uyumlu değil. Fizyozaman, Sonsuzluk çalışanlarının kendi biyolojik zamanıdır. Bu kavram, zaman yolculuğu fikrinin hem bilimsel hem de felsefi bir boyut kazandığını gösteriyor. Sonsuzluk içinde seyahat eden bir teknisyen, binlerce yılı geçse de kendi fizyozamanında yalnızca birkaç gün yaşamış olabilir. Bu durum, Asimov’un zamanı sadece fiziksel bir ölçü değil, kişisel bir deneyim olarak da yorumladığının en net örneğidir.

2. Sonsuzluk Kurumu (The Eternity)

Zamanın dışında konumlanmış bir yapı olan Sonsuzluk, her yüzyıla açılan kapılarıyla zamana müdahaleyi mümkün kılar. Bu kurumun kendi bürokrasisi, hiyerarşisi, protokolleri ve memur sınıfları vardır. Zamanı yöneten bir tür “meta-devlet” olarak işler. Tamamen erkeklerden oluşur!

Sonsuzluk’un zaman içindeki düzenlemeleri sayesinde savaşlar, krizler ve büyük teknolojik sıçramalar bastırılmıştır. Ancak bu müdahaleler, insanlığın yıldızlara ulaşmasını da engellemiştir. Romanın temel vurgularından biri de budur: Sonsuzluk sona erdiğinde, insanlık sonunda galaksiye yayılabilecek, yani gerçek anlamda “sınırsızlığa” ulaşabilecektir. Bu yüzden romanın son cümlelerinden biri, tematik doruk noktasını özetler:

Sonsuzluğun sonu, sınırsızlığın başlangıcıdır.

3. Zaman Kazanları (Time Kettles)

Zaman yolculuğu fiziksel bir araçla gerçekleştirilir: Kazanlar. Bu özel yapılar, Sonsuzluk çalışanlarının bir zaman segmentinden diğerine geçiş yapmasını sağlar. Her yüzyılda, Sonsuzluk’un ana yapısına bağlı bir Kazan bulunur ve sadece belirli şartlar altında aktif edilebilir. 70.000’den daha uzak geleceklere pek gidilmemesi, kitabın felsefi kırılma noktalarından birine dönüşür.

Kazanların anlatıldığı bölümlerden şahsen çok keyif aldım. Hele Sonsuzluk’un icadından önceki, kitapta “İlkel Tariholarak isimlendirilen zamana yapılan yolculukların daha büyük, daha teknolojik kazanlarla yapıldığının anlatıldığı bölümlerde ben mest oldum. İlkel Tarih’te kazanı karşılayacak bir Sonsuzluk istasyonu olmadığı için onlar daha teknolojikmiş ve belli bir süre sonra geri çağrılıyormuş; ayrıntıya gel! “Vur bilimini kurgusunu beynime vuuurrrr ooohhhh, al beni kazaannnn, Allah’ına kurban Asimooovv!” diye diye okudum yeminle.

4. İnsan Bilgisayarlar

Romanın teknolojik olmayan ama ileri zekâya dayalı bilim kurgu ögelerinden biri. “Bilgisayar” kavramı burada makineleri değil; geleceğe dair değişim senaryolarını hesaplayan, olasılık analizi yapan insanları temsil eder. Kitap kulübümüzde de değinildiği gibi Dune evrenindeki Mentatlara benzeyen bu insanlar, kimi hesaplamaları kendileri yaparken kimini de bağlı oldukları bir makine sistemine yaptırırlar. Dune’dan bahsettiğime bakmayın, sevmem aslında. Gömdüğüm yazıya beklerim:

5. Mikro-Değişim Teorisi

Geçmişe yapılan küçük ve dikkatli müdahalelerin, toplumlar üzerinde büyük etkiler yaratabileceği fikrine dayanır. Bu müdahale kimi zaman bir havluyu üst raftan alıp alt rafa koymak kadar küçüktür. Sonsuzluk, bu değişimleri minimum kayıpla maksimum fayda sağlayacak şekilde planlamaya, çoğunluğun iyiliği için azınlığı feda etmeye çalışır. Kelebek etkisinin matematiksel hâle getirilmiş bir versiyonudur.

Her müdahaleden önce yapılan toplumsal modelleme ve istatistiksel analizler, Sonsuzluk’un kararlarının temelini oluşturur. Değişikliklerin ne ölçüde etkili olacağı, “etki katsayısı” gibi sayısal değerlerle hesaplanır.

6. Zihinsel Zaman Navigasyonu

Teknisyenlerin farklı zamanlara adapte olabilmesi için yalnızca fiziksel değil, zihinsel olarak da o yüzyılın düşünce yapısına uyum sağlamaları gerekir. Bu durum, zaman yolculuğunu hem fiziksel hem de kültürel bir geçiş hâline getirir. Bu ayrıntı da aklıma hemen Doctor Who’nun TARDIS’teki kıyafet koleksiyonunu getirdi tabii ki! 😂

7. Kendinle Karşılaşma Anı (Zaman Paradoksuna En Yakın An)

Sonsuzluk kadar büyük bir yapıda, bunca yüzyıl arasında yolculuk yapılırken bir insanın kendisiyle karşılaşmaması neredeyse mucize olurdu. Nitekim beklenen oluyor! Harlan bir sahnede kendisini görüyor. Tam “Bakalım paradoksu nasıl engelleyeceksin Asimoooov?” diyordum ki paradokstan kaçmak için karakterini bizzat kendisi kaçırıyor. Harlan kapıyı kapatıp pırr diye yok oluyor. Hem gergin hem komik bir sahneydi. Demek ki evrenin kaderini belirleyen Sonsuzluk’un en büyük güvenlik önlemi… panik kapısı! 😂

Daha değinmediğim bilim kurgu ögeleri mutlaka vardır; şimdilik en hatırladığım ve gözüme çarpanları anlattım.

Sarı gözlü, beyaz ve siyah tüylü bir lemur portresi, yeşil yapraklı ağaç dalları arasında.

Photo by Michelle Phillips on Unsplash

Canımı Sıkan Yerler

Zaman Atlama Hızına Yetişebilen Varsa Bir Kahve Ismarlayayım

Kitap belli bir noktadan sonra “Hadi şimdi buradayız, ohh artık şuradayız!” diyerek zamanlar arası öyle bir sekmeye başlıyor ki, “Harlan ne ara karar verdi, bu kadın ne ara bu kadar önemli oldu?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Bir yerde karakter gelişimi değil, zaman gelişimi yaşamışız gibi hissettim. Asimov’un zekâsına lafım yok ama duygusal bağ kurmamız için biraz nefes alma süresi versen iyiydi be üstat!

İlk 50 sayfada “Ya bu kitap kesin bir serinin ikinci üçüncü kitabı falandır. Bizim kitap kulübü öncekileri kesin okumuştur, bir bakayım,” dedim ve kitabı kapatıp internette araştırma yaptım; o kadar koptum yani.

Noÿs’a Duygusal Yatırım Yapmamı Beklemen Büyük Cesaret

Bak şimdi Asimov, sen harika fikirler yazıyorsun da… Bu kadın karakterin, yani Noÿs’un, neden bu kadar önemli olduğunu tam hissettiremeden “Kadın geldi ve hayatını değiştirdi” gibi klişe bir başlangıç yapıp çat diye aşk yaşatman beni ikna edemedi. Harlan neden bu kadar âşık oldu, biz neden onların aşkına inanalım?

Yahu bu kadın dişiliğini neden bu kadar çok öne çıkarıyor, ne cinsiyetçiymişsin… Şu devirde yaşasan evinin önünde kadın dayanışma grupları o kitabın nüshalarını yakarlardı!

İstatistiklerle Yaşamak: Distopya mı, Pazarlama Sunumu mu?

“Etki katsayısı”, “optimum değişiklik”, “istatistiksel mutluluk” falan derken kendimi şirket sunumu izliyormuş gibi hissettiğim anlar oldu. Bazı yerlerde öyle teknikleşiyor ki kitabın roman değil de veri bilimiyle edebiyatın çocuğu olduğunu düşünüyorum. Hikâyenin duygusal ritmini bu matematiksel açıklamalar bazen biraz boğuyor.

Daha fazla gömmeye kıyamam! 😂 1984 ile benzer noktalarına geçelim artık.

Ortak Zeminler: Kontrol, Gerçeklik ve Aşk

1. Kontrol Mekanizması

  • 1984’te Parti, bireyin hem davranışlarını hem de düşüncelerini kontrol eder. Amaçları nettir: itaat ve istikrar. Korku, gözetim ve dil aracılığıyla bireyin zihninde var olan tüm aykırı kıvılcımları söndürürler.

  • Sonsuzluğun Sonu’nda ise kontrol daha rafine bir düzeydedir: Zamanın damarlarına nüfuz edilerek toplumlar “optimize edilir.” Otorite burada sert değil; steril, sessiz ve matematiksel çalışır.

  • Her iki yapı da bireyin özgür iradesini yalnızca bastırmaz, onu görünmez hâle getirir. Biri “ne düşüneceğini” kontrol eder, diğeri “ne yaşayabileceğini.

2. Aşk ve Sisteme Karşı Uyanış

  • Winston ve Julia’nın ilişkisi, Parti’ye karşı bireysel bir isyanı simgeler.

  • Harlan ve Noÿs’un ilişkisi ise zamanın kendisine karşı bir meydan okumayla şekillenir.

  • Her iki eserde de aşk, sistemin soğuk ve duygusuz yapısına karşı bir şans gibi görülür. Bireyin insani yönünün uyanışı aşkla tetiklenir. İki eserde de çiftlerimizin kaçıp saklanması, sonra yakalanması da mı tesadüf…

3. Geçmişin Manipülasyonu

  • 1984 'te geçmiş sürekli olarak yeniden yazılır. Gazeteler, belgeler, fotoğraflar bile değiştirilir.

  • Sonsuzluğun Sonu’nda ise geçmişe aktif olarak müdahale edilir; insanlar, toplumlar ve olaylar sistematik olarak değiştirilir.

  • Biliyorum biliyorum, 1984 'te gerçek anlamda tarih tekrar yazılmaz tabii ki. Sadece kâğıt üstünde değiştirilir. Ancak günün sonunda her iki yapıda da otorite, bireyin kaderini belirleme hakkını elinden alır. Biri düşünceyi bastırır, diğeri zamanı.

4. Bireyin Yabancılaşması

  • Her iki romanda da ana karakterler, sistemin içinde yer alan ama bir türlü ona ait olamayan insanlardır.

  • Winston bir Büro çalışanı olarak Parti’nin içinde yer alırken onun sahiciliğine güvenmez.

  • Harlan ise Sonsuzluk’un teknisyeni olmasına rağmen içten içe sistemin doğasını sorgular.

5. Dilin ve Bilginin Araçsallaştırılması

  • 1984 'te Yeni-Söylem dili ile düşünce sınırlandırılır. Dil, sistemin en güçlü silahına dönüşür.

  • Sonsuzluğun Sonu’nda ise bilgi, sadece belirli sınıfların erişebileceği soyut matematiksel modellere dönüştürülmüştür. “Bilgisayarlar” (insan olanlar), karmaşık analizlerle değişimlerin sonuçlarını yorumlar.

  • Her iki evrende de bilgi bir güçtür ama bu güç bireye değil, yapıya aittir.

6. Kurumların Soğukluğu ve Bürokrasi

  • Her iki romanda da yönetici sınıflar, oldukça soğuk, mekanik ve insanlıktan uzak şekilde resmedilir.

  • Parti üyeleri duygusuzdur ve katı kurallara bağlıdır. Sonsuzluk’taki Teknisyenler ve Bilgisayarlar ise yalnızca “etki” ve “etki puanı” hesaplarına odaklanmıştır.

  • İnsan yaşamı sayıların arasında erir.

7. İnsanların Yalnızlaştırılması ve İletişimin Azalması

“Konuşulabilecek biriydi. İnsan sevilmekten çok anlaşmayı istiyordu belki de.” (1984)

“Bu, Harlan’ın hayatında büyük bir yenilikti. Konuşabileceği biri vardı; hayatını, eylemlerini, düşüncelerini tartışabileceği biri.” (Sonsuzluğun Sonu)

Ayrılan Yollar: Distopya vs. Umut, Yıkım vs. Yeniden Başlangıç

1. Ton ve Amaç Farklılığı

  • 1984, umutsuzlukla sonlanan bir sistem eleştirisidir. Winston sonunda Parti’ye boyun eğer.

  • Sonsuzluğun Sonu, bir umut parıltısı taşır. Harlan’ın bireysel hareketi, insanlığın geleceğine yeni bir başlangıç sunar.

2. Teknoloji Algısı

  • 1984 teknolojiyi baskı aracı olarak sunar (tele-ekranlar, mikrofonlar, gözetleme).

  • Sonsuzluğun Sonu’nda teknoloji, zaman yolculuğu gibi büyüleyici ama etik sorular barındıran bir öğe olarak yer alır.

3. Sistemle Bağ

  • Winston, sistemin bir kurbanıdır; kendi bağımsızlığını ararken yok edilir.

  • Harlan ise sistemin bir parçasıyken, âşık olup uyanan bir figürdür. Hem sistemin içinden gelir hem de onu yıkar.

4. Bireyin Eylemi

  • 1984’te bireyin eylemi boşa çıkar, sistem kazanır.

  • Sonsuzluğun Sonu’nda bireyin eylemi tarihi değiştirir, yeni bir geleceğe kapı aralar.

5. Bilinç ve Değişim

  • Winston’ın bilinci açılır ama bastırılır. Harlan’ın bilinci açıldıkça sistemle yüzleşme cesareti artar.

  • Harlan aktif olarak harekete geçer, Winston ise edilgendir.

6. Ruh Hâli

  • 1984 klostrofobik, kasvetli, boğucu ve kaçışsızdır.

  • Sonsuzluğun Sonu daha açık uçlu, felsefi ve hatta romantiktir. Aşk ve özgürlük için yapılan yolculuk, karanlık bir kâbustan çok bilinmeyene bir adım gibidir.

Bir kütüphane rafında bilim kurgu kitapları, ortada 'Son Zaman Sonu' başlıklı kitap öne çıkıyor.

Fotoğraf yazar tarafından çekilmiştir.

Şahsi fikrim –ki kitap kulübümüzdeki arkadaşlarımla da ortak fikrimiz budur- 1984 'ün daha güzel bir kitap olduğudur. Daha ayakları yere basan, kendine güvenen bir kitaptır o.

Uzun lafın kısası; Asimov 1949 yılında çıkan 1984 kitabını almış okumuş, uzaya da takıkmış zaten. “Ben bunun uzaylısını yazarım,” demiş; oturmuş harıl harıl yazmış. Çıka çıka bu çıkmış.

Sonuç: Zihin Kontrolüne Karşı Zaman Kontrolü

1984 daha karanlık, daha didaktik ve daha politik bir dünyada geçerken Sonsuzluğun Sonu daha metafizik, daha romantik ve zamanın felsefi boyutlarıyla ilgilenir. Ama ikisi de tek bir şeyi sorar: Birey sistemin neresinde durur? Kimimiz düşüncemizi koruyarak insan kalmaya çalışırız, kimimiz ise kendi zamanımızı seçme hakkını savunuruz.

Asimov ve Orwell farklı zamanlarda, farklı kaygılarla yazmış olabilir… ama ikisinin de hikâyesi aynı yere bağlanıyor: Gerçeklik kimin elinde? Ve biz ne zaman gerçekten kendimiz olabiliriz?

Asimov’un Sonsuzluğun Sonu’nda en yüksek sesi şu sorudan yükseliyor:

Eğer her şey önceden planlandıysa insan olmak neye yarar?

Ve ben de kendi cevabımı buluyorum:

Asıl sonsuzluk, insanın kendi yolunu seçebilmesinde gizlidir. Hata yapabilmekte, sevebilmekte, yanılabilmekte… Belki de en insanî olan şey, kontrol edilememektir.

Serideki diğer yazılar için tıklayınız: