Hevesle Gelen Yeni Saat, Yeni Ürün Motivasyon Yerine Bahane Getirir

Fotoğraf ChatGPT tarafından hazırlanmıştır.
Bu yazıda sırf motivasyon olsun, gaz versin diye satın aldığımız ama çoğu zaman doğru düzgün kullanmadan bir kenara attığımız ürünlerden bahsedeceğim. Daha doğrusu hepimizin yaptığı bu “heves satın alması davranışını” eleştireceğim ve motivasyonun sadece içimizden gelebileceğini, kendimizle savaşarak bu motivasyonu nasıl ortaya çıkarabileceğimizi dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.
Bu konuda bir yazı yazma fikri, aklıma yeni koşu saatimi almaya giderken geldi. Sonra detaylandırırım diye düşündüm ama unutmamak için hemen birkaç cümle de karaladım. Çünkü yeni saatim için çok ama çok heyecanlıydım. Biraz buradan bahsetmek istiyorum.
Koşu İçin Saat Gerçekten Gerekli midir?
Bir seviyeye kadar tabii ki gerekli değil. Eğer hep bir grupla koşuyorsanız grubun pacer’ı (tempo takipçisi, tempo tutucusu, tempocu) hızınızı, durumunuzu zaten kontrol edecektir. İyi, ilgili, koşuya düşkün bir tempo tutucu ise ekibin nefesini dinleyip nefesi sıkışan, nabzı çok yükselen, yani zorlanan cancağızlarımı farkedip tempoyu düşürecektir. Ya da ekibin geri kalanını koşturacak bir başka tempo takipçisi varsa diğeri, geride kalma potansiyeli olanlarla birlikte yavaşlayarak onları toplayacaktır.
Not: Yazıyı okuyan Runarchy Running Club koşucularımız “Sen ne zaman tempo takipçisi oldun da konuşuyorsun la!” diyebilir. Grubumuzda ön tempo tutucu olmakla çok ilgilendiğim söylenemez, haklılar. Zaten kafamı rahatlatmaya gelmişim; bi de vay hızımız, vay ekip, vay yokuş, vay kimse geride kaldı mı… Valla uğraşamadığım için hiç gönüllü olmadım ama bir şekilde bu görev bana düştüğünde çok da iyi yaptım çünkü genelde arka toplayıcı ben olurum. Görünmeden, belli bile etmeden arkayı toplayan, geride kalanları yalnız bırakmayan o koca yürekli arkadaşın çoğu zaman benim canım, bilgin olsun. Saygılar...

Photo by Alora Griffiths on Unsplash
GPS alıcısı iyi olan bir telefonun varsa,
Uzun veya hızlı koşmak gibi amaçların yoksa,
Bir koşu antrenörüyle çalışmayacaksan,
Sürekli grupla koşuyorsan,
Koşu senin için sadece bir ter atma hobisiyse, hatta kilo verme aracıysa,
Orman gibi kaybolabileceğin, bilmediğin rotalarda koşmuyorsan (bazı saatlerde rota yükleme özelliği olduğu için kaybolmanız çok zor olur),
Yükseklik kazanımı, zone (kalp atış hızı, tempo veya nabız değişimine göre belirlenen antrenman şiddeti seviyeleri) gibi hassas ölçümlere ihtiyacın yoksa…
Koşu saatine çok ihtiyacın olmayabilir ancak telefonlarımızdaki GPS alıcılarının insan adımlarına göre değil, arabalara göre üretildiğini ve koşu için çok da hassas olmadığını bil. Elinde telefonla, saati olan -hele Garmin’i olan- hiç kimsenin karşısında çemkirme; çoğu zaman o haklıdır.
İş birliği yoktur sadece Garmin’i severim.
Ben:
Uzun, arazi koşusunu sevdiğim,
Rota yükleme özelliğine ve hassas ölçümlere ihtiyaç duyduğum,
Çok kötü ölçümler yapan bir telefonum olduğu,
Yarışta GPS açık giderek telefonumun bataryasını bitirmek istemediğim,
Adım sayımdan günlük harcadığım kaloriye, uyku kaliteme kadar hayatımı da saatim üzerinden takip etmeyi sevdiğim için ihtiyaç duydum.
İlk saatim bir Garmin Forerunner 235'ti. Canımın içi emektarımla ne koşulara, ne yolculuklara çıktık; nelerle mücadele ettik. Askere bile gittik.
İki 63K, iki 35K, bir 33K, birkaç yarı maraton ve onlarca 10K yarışında bana eşlik etti. Bu yarışların antrenman süreleri dâhil 3000 kilometreyi, 5 seneyi devirdik. Garmin markasının en alt seviye koşu saati ile bile bu kadar mesafe katettim. Dile kolay, yazarken ele kolay.
Eğer öz disiplin kazanma sürecime ve neden koştuğuma dair daha fazla okumak istersen şu yazılarım seni bekliyor:
Neden koştuğuma dair şu yazıma hele mutlaka beklerim, çok tatlı:
Tabii ki her şeyin bir ömrü var. Gariban saatim bana dayanamadı ve şarjı her gün biter oldu. Bir gün çıkardım ve bir daha takmadım. Şimdi yeni bir yarış hazırlığında olduğum için bana yeni bir saat lazım oldu haliyle. Yine bir Garmin edindim. Söylemesi ayıp, bu sefer Forerunner 965 modeli. Birkaç senedir yenilemek istiyordum. 235'in şarjı çok az gidiyordu; GPS açıkken 4-5 saatte bitiyordu. Daha uzun bir yarış için yanımda powerbank taşıyordum; yarış anında, düşün…
Emeklerin için çok teşekkürler, 235; hoş geldin, 965…
Heves Satın Alması Nedir?
“Bu defterle her gün yazacağım.”
“Bu saatle artık kesin spora başlarım.”
“Bu fotoğraf makinesi ile ne fotoğraflar çekeceğim.”
“Bu kitapları aldım çünkü daha çok okuyacağım.”
“Yeni ayakkabıyı aldım, artık yürüyüşe çıkmamak olmaz.”
“Bu tartıyı aldım, her gün tartılıp kilo vereceğim.”
…
Tanıdık geldi mi?
Heves satın alması, bir şeyi gerçekten kullanma niyetiyle değil, bir hayalin coşkusunu yaşamak için yapılan alışveriş davranışıdır. Gerçek bir değişim adımı değildir. Bir “başlayacakmış gibi yapma” hâlidir. O an motive hissedersin çünkü satın aldığın şey sana “yeni bir sen” hissi verir. Ama bu motivasyon kalıcı değildir çünkü içsel değil, dışsaldır; sana değil, ürüne bağlıdır.
Bu davranış biçimi bir döngüdür: Hayalini kurarsın.
Motive hissetmek için alışveriş yaparsın.
Birkaç gün kullanırsın ya da hiç kullanmazsın.
Motivasyon düşer.
Suçluluk hissi gelir.
Yeni bir heves doğar, “Bu sefer yapacağım.” dersin.
Döngü tekrar başlar…
Aslında bu satın almayla birlikte bir kimlik satın aldığımızı sanırız:
— Koşu saati aldım = Ben koşucuyum.
— Ajanda aldım = Ben düzenliyim.
— Kitaplık aldım = Ben okuyorum.
Ama kimlik sadece nesneye sahip olmakla değil, davranışları alışkanlık hâline getirmekle kurulur, tekrar eden davranışlarla inşa edilir. Sen koşarsan koşucusun. Sen yazarsan yazarsın. Sen okursan okursun. Aldıkların değil, yaptıkların seni tanımlar.
Bu davranış biçimini psikolojide sembolik kendini tamamlama (symbolic self-completion) teorisiyle açıklıyoruz. Kişi, ulaşmak istediği ama henüz sahip olmadığı bir kimliği, o kimlik ile ilişkilendirdiği nesneleri alarak “tamamlamaya” çalışır. Koşuya yeni başlayan biri, kendini daha “gerçek” hissetmek için profesyonel bir koşu saati alır. Yazmaya başlamak isteyen biri en güzel defteri, en özel kalemi seçer. Çünkü zihin şu mesajı verir:
“Buna sahipsen o kişi olabilirsin.”
Bir başka açıdan bakarsak bu, bir tür telafi edici tüketimdir. Kişi, henüz düzenli spor yapmadığı için kendini yetersiz hisseder ve bu boşluğu alışverişle doldurmaya çalışır. Yeni bir şey satın alırken gelen o heyecan, geçici bir başarı hissi verir. Sanki başlamışız gibi hissederiz; oysa sadece alışveriş yaptık.
Bu duygunun bilimsel bir adı daha var: yeni başlangıç etkisi (fresh start effect). Yeni bir yıl, pazartesi günü ya da yeni alınmış bir spor saati… Hepsi zihin için “geçmişi sil ve yeniden başla” çağrısıdır. Yüksek motivasyon yaratır ama çoğu zaman bu etki de geçicidir. Bilimsel mevzulara biraz sonra geleceğim ve daha fazla detay vereceğim.
Bu yüzden bu yazıda, heves satın almasının peşinden gitmeden gerçek motivasyonu nasıl bulabileceğimizi konuşmak istiyorum. Çünkü inandığım şey şu:
“Motivasyon satın alınmaz, inşa edilir.”
“Motivasyon kutudan çıkmaz, yüreğinden tomurcuklanır.”

Photo by Tegan Mierle on Unsplash
Gerçek Motivasyon Nereden Gelir?
Motivasyon dışarıdan gelmez. Bir kutunun içinden çıkmaz, bir indirimle tetiklenmez. Google Play Store’dan yüklenmez, güncellenmez. Motivasyon, küçük adımlarla başlar. Ve o adımlar tekrarlandıkça, kendini gerçekleştiren bir döngüye dönüşür. Bu yüzden sipariş vermek yerine kendine şunları sor:
Ben zaten bunu yapıyor muyum?”
“Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa bu bir kimlik ihtiyacı mı?
Çünkü bir şeyi zaten yapıyorsan daha iyisini almak doğru bir yükseltmedir. Bu bir ödül değil, hak edilmiş bir araçtır. Ama henüz yapmıyorsan yeni ürün sana değil, sen ona çalışırsın. Bir ürünü zaten sürdürdüğün bir alışkanlığı geliştirmek için alırsın.
Benim ilk koşu saatim, söylediğim gibi, en alt modeldi ve ikinci eldi. Bir arkadaşımın abisi çok az kullanmıştı. Evet, ilk saatim tam olarak başka birinin heves satın almasıydı. Garmin Forerunner 235. Koşuyu seveceğimden bile emin değilken almıştım. Verdiğim ücrete acımayacağım kadar uygundu ancak biliyorsun, yıllarca koştum, dağlara çıktım, yarışlara girdim. Yetmeyince, gerçekten yetmediği zaman, yükselttim. Hatta bozulmuştu, şarj olmuyordu. Çok eski bir ürün olduğundan tamiri için de çok koşturmadım, ne yalan söyleyeyim.
Aynı şey tüm ürünler, hobiler için geçerli: Koşuya yeni başladığında en pahalı ayakkabıyı almak değil mesele. Ayağına vuran, tabanı yıpranan o uygun fiyatlı ayakkabıyla koşmayı sürdürüyorsan… işte o zaman zaten bir koşucusun. Yarışa hazırlanıyorsan, sakatlık yaşamak istemiyorsan o zaman daha iyisini alırsın. Çünkü artık neye ihtiyacın olduğunu biliyorsundur.
Koşuya, yazıya, spora başlamak için değil, zaten yaptığın şeyi geliştirmek için daha iyi bir ürün al. Hevesini değil, alışkanlığını ödüllendir; ihtiyacını gider.
Hele öğrenci bağlamasıyla, öğrenci gitarıyla bi başla bakalım; belki daha hoşuna gidecek başka bir hobi edineceksin. Duvara servet asmana gerçekten gerek yok.
Annen baban gibi konuşmaya başladığımı düşünebilirsin ancak çok haksızsın. Bu bakış açısı seni sadece daha az harcamaya değil, daha gerçek ve sürdürülebilir motivasyona götürür.
Bir şeyi ne kadar süre, ne kadar tutkuyla ve düzenle yapıyorsan… o zaman yükseltme zamanı gelmiştir. Alışveriş değil, alışkanlık öncelikli olmalı.
Bilimsel Dayanaklar
Seni çok yormadan bu konuda bilimin ve psikolojinin ne dediğine kısacık değineceğim.
1. Sembolik Kendini Tamamlama Teorisi (Symbolic Self-Completion Theory)
Psikologlar Wicklund ve Gollwitzer’e göre insanlar, eksik hissettikleri kimliklerini o kimliği temsil eden objeleri edinerek “tamamlamaya” çalışırlar. Örneğin koşu saati almak, kişiye koşucu kimliğine yaklaştığı hissini verebilir. Ama o kimliği gerçek kılan eşya değil, eylemdir.
2. Telafi Edici Tüketim (Compensatory Consumption)
Rucker ve Galinsky’nin çalışmalarına göre insanlar, kendilerini eksik, başarısız ya da yetersiz hissettiklerinde alışveriş yaparak bu boşluğu telafi etmeye çalışırlar. Koşuya başlamamış biri, bu eksiklik duygusunu “profesyonel ekipman” alarak telafi etmeye yeltenir. Ama bu dışsal çözüm, içsel motivasyonu pekiştirmez.
3. Yeni Başlangıç Etkisi (Fresh Start Effect)
Yeni yıl, yeni hafta, yeni ayakkabı… Hepsi zihnimizde “yeniden başlıyorum” hissini tetikleyebilir. Bu motivasyon dalgası güçlü olsa da her zaman sürdürülebilir bir alışkanlığa dönüşmez. (Dai, Milkman & Riis, 2014)
4. False Hope Syndrome (Yanıltıcı Umut Sendromu)
Motivasyon Nasıl İnşa Edilir?
“İyi hoş güzel de nasıl yapacağım?” Dediğini duyar gibi oluyorum sevgili okurum. Bak sana çalışan en güzel listeyi veriyorum.
Kendini iyi tanı, kendini gözlemle. Mesela sabah insanı mısın, akşam mı?
En küçük sürdürülebilir hedefi koy (her gün 1 km yürümek gibi) Günü/haftayı planla: koşuyu, dinlenmeyi, yemeği… ki planına uymak kolaylaşsın. Her akşam saat 18.00’de “Ne yemek yapsam?” diye düşünme mesela.
Sosyal destek al: koşu grubu, antrenman arkadaşlığı…
Not tut: ne yaptığını gör, gelişimi fark et.
Odaklı kal. Yani hedefinle arana giren engelleri kaldırmaya çalış.
Örneğin buyur bak hedefin kralı: “Her akşam 23.00–23.30 arası kitap okuyacağım.” Mümkün olduğunca buna uymaya çalış. Başka çaren yokmuş gibi davran; mesela işe gidecekmişsin gibi saat 22.59’da çalan “Kalk lan, kitap okuyacaksın!” başlıklı alarmını kapatıp öncesinde ne yapıyorsan ona devam etme. 23.00’ten itibaren “Ben yoğum.” de. “Bu dünyada yoğum.” Bu kadar önceliklendir işte hedefini.
İşte o zaman kitap satın almaya verdiğin para boşa gitmeyecek. Kitap okumak, yeni kitaplar satın aldığında değil, kendine böyle net hedefler koyup okumaya başladığında bir alışkanlığa dönüşecek.
Yokuşlar Başlamadan Önce: Kaçkar’a Giden Yol
Şu sıralar Eylül sonu yapılacak olan Kaçkar Ultra 50K yarışına hazırlanıyorum. Yine uzun, bol yokuşlu, soğuk, çamurlu ve belki de karlı bir parkur beni bekliyor. Hava şartlarına göre bugüne kadar katıldığım en zorlu yarış olabilir. Yükseklik kazanımımın en yüksek olacağı yarış olacak, o kesin.
Ama bunlar beni korkutmuyor. Aksine heyecanlandırıyor. Çünkü her yokuş biraz daha içime dönmek, her iniş biraz daha özgürleşmek demek. Koşu benim için bir yarıştan fazlası. Bazen zihnimi boşaltmak, bazen bedenimi sınamak, bazen yeşilin ve kahverenginin tonlarını seyretmek, bazen de sadece ormanın sesini duymak için çıkıyorum yola.
Yarış için antrenman yaparken motivasyonu bir ürünle değil, bir amaçla beslemek zorundasın. Çünkü dağın ortasında “Bu ayakkabıyı aldım, hadi beni motive et.” deme şansın yok. O yüzden ben de bu yazıyı yazarken aynı şeyi kendime hatırlatıyorum:
“Koşu saati değil, ayakkabı değil, ben koşacağım. Ben devam edeceğim.”
Laf buraya kadar gelmişken İnstagram’da beni takip ediyorsan garip bir program uyguladığımı biliyorsundur.
Gün | Antrenman türü | detay |
|---|---|---|
Pazartesi | Ağırlık antrenmanı | Göğüs + sırt + kol |
Salı | Sabit tempo koşusu | 6 - 10 km tempo koşusu |
Çarşamba | Ağırlık antrenmanı | Bacak |
Perşembe | İnterval veya tepe koşusu | 12x400 (her hafta değişiyor) |
Cuma | Ağırlık antrenmanı | Omuz + sırt + kol |
Cumartesi | Dinlenme | Foam roller |
Pazar | Arazi koşusu | 12-15 km |
Pazartesi günkü ağırlık antrenmanında bench press var ve 70 kilo… Biliyorum biliyoruumm. “Powerlifting + koşu ne alaka yani?” diyeceksin ama seviyorum işte. Sabahın köründe salona gidip o kilonun altına girip baam baam diye kaldırmak hoşuma gidiyor. Eh, biraz yorucu tabii ki. Olsun. Aynaya baktığımda onlarca koşucudan daha estetik bir görüntüye sahibim; pek çoğundan daha güçlüyüm, daha heybetliyim ve bu hoşuma gidiyor. Koşuda kürsü yapmayacağım ki. Yavaş koşmak Ultra dünyasında kötü bir şey de değil. Tempo değerlerime baktığımda yavaşladığım da söylenemez. Benim hızım da benim antrenmanım da bu, kardeşim, kime ne? :) Sen yine de beni örnek alma. Antrenman tavsiyesi değildir. Kendini sakatlarsan beni suçlama.
Sonuç
Dediğim gibi, “Bu sefer olacak.” diye bir şeyler satın alıp durmayı bırak. “Yine mi olmadı?” diyeceğine kalk hemen şimdi. Canının istediği herhangi bir hedef koy. Spor olmak zorunda da değil; her ne yapmak istiyorsan onunla ilgili olsun. Kendini tanı, saatini netleştir, alarmlarını ve hatırlatmalarını kur. Buzdolabının üstüne, aynanın üstüne, sürekli baktığın her yere hedefini yaz; her gördüğünde sana hatırlatsın. Sonra engel tanımadan hedefine koş. Motivasyon budur.
Sıkça Sorulan Sorular
▸Heves satın alması nedir?
Heves satın alması, bir şeyi gerçekten kullanma niyetiyle değil, bir hayalin coşkusunu yaşamak için yapılan alışveriş davranışıdır. Gerçek bir değişim adımı değil, 'başlayacakmış gibi yapma' hâlidir. O an motive hissedersiniz çünkü ürün size 'yeni bir siz' hissi verir.
▸Heves satın alması neden motivasyonu artırmaz?
Çünkü bu motivasyon içsel değil dışsaldır; size değil, ürüne bağlıdır. Birkaç gün kullanıldıktan ya da hiç kullanılmadan suçluluk hissi gelir ve döngü yeniden başlar. Kalıcı motivasyon dışarıdan gelen bir nesneyle sağlanamaz.
▸Heves satın alması döngüsü nasıl işler?
Önce bir hayali kurarsınız, motive hissetmek için alışveriş yaparsınız, birkaç gün kullanır ya da hiç kullanmazsınız, motivasyon düşer ve suçluluk hissi gelir. Sonra yeni bir heves doğar ve döngü tekrar başlar.
▸Sembolik kendini tamamlama teorisi ne demek?
Bu psikoloji teorisine göre kişi, ulaşmak istediği ama henüz sahip olmadığı bir kimliği, o kimlikle ilişkilendirilen nesneleri satın alarak 'tamamlamaya' çalışır. Yani koşu saati almak 'Ben koşucuyum' hissi verir ama gerçekte koşucu olmayı sağlamaz.
▸Gerçek kimlik nasıl inşa edilir?
Kimlik, bir nesneye sahip olmakla değil davranışları alışkanlık hâline getirmekle kurulur. Koşarsanız koşucusunuz, yazarsanız yazarsınız, okursanız okursunuz. Aldıklarınız değil, yaptıklarınız sizi tanımlar.
▸Koşu için saat almak gerçekten gerekli mi?
Her seviyede gerekli değildir. Grupla koşuyorsanız, uzun arazi koşusu yapmıyorsanız veya hassas ölçümlere ihtiyaç duymuyorsanız GPS'li bir telefon yeterli olabilir. Ancak telefonların GPS alıcılarının arabalara göre üretildiğini ve koşu için yeterince hassas olmadığını bilmek gerekir.
▸Kimler için koşu saati gerçekten işlevseldir?
Uzun ve arazi koşusu yapanlar, rota yükleme özelliğine ihtiyaç duyanlar, koşu antrenörüyle çalanlar ve hassas zone ölçümleri takip etmek isteyenler için koşu saati işlevseldir. Bunların dışında ek bir motivasyon aracı olarak satın almak heves satın almasına örnek olur.
▸Garmin Forerunner 235 ile Forerunner 965 arasındaki fark nedir?
235, Garmin'in en alt seviye koşu saatlerinden biri olup GPS açıkken 4-5 saatte şarjı bitmektedir; bu nedenle uzun yarışlarda powerbank taşımak gerekebilir. 965 daha üst segment bir modeldir ve uzun yarışlar için daha uygun batarya ömrü sunar.
▸Motivasyon içten mi dıştan mı gelmelidir?
Yazıya göre kalıcı motivasyon içsel olmalıdır; dışsal motivasyon (ürün, heves) geçicidir. Gerçek değişim için dış nesnelere değil, kendimizle yüzleşmeye ve iç motivasyonu keşfetmeye ihtiyaç vardır.




