Haluk Levent'in asistanı tarafından çekildi.

Haluk Levent'in asistanı tarafından çekildi.

6 Şubat depremleri…

Hepimizden büyük birer parça aldı götürdü.\
Ondan ise kopardığı parça bambaşkaydı.\
Çoğumuz eskisi gibi olmayacaktık ama o, hiç eskisi gibi olmayacaktı. 

Zaten deprem olmasaydı da belki beş, maksimum on yıl içerisinde muhtemelen müziği bırakacaktı. Yıllarca güçlü ve yüksek tonlarda, diyaframının dibine kadar nefesini doldurup da söylediği güzel şarkılarıyla sislenen sesinden, puslanmış boğazından, dalıp giden gözlerinden ve “40 yıllık rockçıyız, hâlâ pantolon çekiştiriyoruz.” cümlesinden belliydi.

Okurken bir yandan dinleyiniz:

Resmî kliptir. Anlaşmalı olduğu stüdyonun Youtube kanalından alınmıştır.


Neşet Ertaş, Kazım Koyuncu, Barış Manço, Pavarotti, Cem Karaca, Freddie Mercury, Fikret Kızılok, Sezen Aksu, Ahmet Kaya, Müslüm Gürses, Şebnem Ferah, Arif Sağ, Zülfü Livaneli, Nurettin Rençber… O da vefat etmeden veya müziği bırakmadan canlı canlı görmek ve dinlemek için delirdiğim insanlardan biriydi. Türkiye’nin rock müzik denince akla gelen ilk isminin Ahbap’ı kurması, kripto para borsası reklam filminde oynaması ve gelirini öğrencilere dağıtması, “Elfida’nın hikâyesi” ve yaptığını duyduğumuz daha onlarca iyilik, bu listedeki yerini, ona duyduğum saygıyı ve sevgiyi çok arttırdı.

Şımartılmamış aşkın, sessizliğe yakın,
Kim bilir kaç yüzyıldır, sarılmamış kolların.
Sisliydi kirpiklerin, ve gözlerin yağmurlu.
Yorulmuşsun; hakkını almış yılların…


3 Ekim 2021 Konseri


Sonunda Kuruçeşme’de bu büyük insanı dinleyebilme şerefine nail olduk. Yalnız o da değil, Haluk abinin “Hiç prova yapmadığımız parçalara, doğaçlamalarıma bile alışıklar.” diyerek öveceği kadar enstrümanlarında uzman olan orkestrayı da anmadan geçemeyeceğim. Hele favorim: elektro gitarda Göktuğ Şenkal, kemanda yüreğiyle çalan Elvan Kızılay ve Feray Tekşahin, bateride Mert Alkaya, bas gitarda Burak Kulaksızoğlu, çelloda içimizi dağlayan Aslıhan Parlak, nefesli her şeyde Erdi Arslan (konserden çıkarken kendisiyle karşılaştım ve onu da tebrik ettim).


Yazar tarafından görsel

Yazar tarafından görsel

Hava yağmurluydu. Yağmur ince ince çiseliyor ve zamanla her damla, bize hissettirmeksizin içimize daha da işliyordu. Üstteki fotoğrafta gördüğünüz, daha doğrusu göremediğiniz, çıtkırıldım protokole inat konseri sonuna kadar dinledik. Tabii ki çok keyifliydi. Arkamızda çok sayıda insan vardı. Bu kadar insanın, ıslansa da bıkmaksızın yağan yağmura kafa tutarcasına konser alanını terk etmeyişine kendisi de çok şaşırmıştı. Yağmurun etkisiyle konsere çok odaklanamamıştık. Haluk abimiz yine seyircinin arasında dolaşıyordu, hatta bir ara önümüzden geçmişti ama ona rağmen kendisiyle fotoğraf çekilememiştik. Kimse önüne atlayıp, çıkıntılık yapıp da fotoğraf çekilmeye çalışmadığı için biz de elit numarası yaptık ve oturmaya devam ettik.

Konser fazla iyiydi. Onun pek çok şarkısını zaten biliyorduk, söylerken ona eşlik de etmiştik. Âdeta ağzımıza bir parmak bal çalınmış, bu muhteşem gecenin tadı damağımızda kalmıştı. Bir opera metal sever olarak bu konserden bu kadar keyif alacağımı düşünmemiştim. Haluk abimize biraz olsun destek olma düşüncesiyle gittiğim konserden ayrılırken tüm ıslaklığımıza rağmen bu düşüncelerim tamamen değişmişti. Bir sonraki konserine de gitmek üzere eşimle sözleştik.


3 Haziran 2022 Konseri


Aylardan ocak veya şubattı. Haluk abimizin yeni konser tarihi açıklandığında Nare’nin bilet alma teklifini hemen kabul ettim. “Tişört de alalım, sürme de çekelim, rock konserine yakışan şekilde giyinelim, öyle gidelim.” dedi. “Tamam.” dedim ama ne yalan söyleyeyim, Haluk Levent fotoğrafının basılı olduğu bir tişörtle konsere gitme teklifini hayatta beklemiyordum. Basılı, hazır tişört aradık, bulamadık. Bari fotoğrafını bulup biz bastıralım dedik, fotoğraf araştırdık, zar zor eski ama tişörte basılacak kadar kaliteli fotoğraflarından birini bulduk ve tişörtleri bastırdık.


Yazar tarafından görsel

Yazar tarafından görsel

Nare; Haluk Levent baskılı tişört fikrini ortaya atıp, üzerlerinde yer alacak fotoğrafı seçerek tasarımını hazırladığı tişörtlerin satışını yapan firmayla dahi kendi iletişime geçtiği hâlde, tüm bunların boşa gideceğini, Haluk Levent’in bizi kesinlikle fark etmeyeceğini iddia eden bir sürü saçma kehanette bulundu. Ben ise, “O bir halk sanatçısı, kesinlikle sahneden inecek ve aramızda gezerken üzerimizdeki tişörtleri görecek,” dedim. (Eh, ben de koltuğumda oturup, kasılıp kös kös bizi görmesini beklemeyecektim tabii ki. Önüne atlamayı düşünmüyordum, sonuçta elitiz ama yine de bir çaresini bulup tişörtlerimizi gösterecektim.)

Bu sefer hava çok güzeldi ve biz protokoldeydik. Sahne sadece 3–4 metre ötemizdeydi. Yukarıda saydığım isimler, özellikle dikkatimi çeken favorilerim Göktuğ ve Elvan, yerlerini aldılar. Konser müthiş başladı. Haluk abinin enerjisi yaşına rağmen -bizimki kadar olmasa da- çok yüksekti. Protokolde olmamız iyi olmuştu; fakir orta sınıfı (!) arkamızda bırakarak ayağa kalkıp şarkılara coşkuyla eşlik ettik.

Meğerse tüm şarkılarını -ayrılık, hatta eski sevgiliye özlemi konu edinenleri bile- ezbere biliyormuşum. Laf aramızda, arada bir eski sevgili şarkılarına sıkıntı çıkarır mı diye de yan gözle Nare’yi yokluyordum. (Zaten tanıştığımızda, daha önce hayatıma girmiş herkesin ismini KVKK gereği yüreğimden sildiğimi, yaptığım yanlışları ve doğruları tecrübe olsun diye anonim bir şekilde zihnimde tuttuğumu biliyordu.) Tabii ki bir sıkıntı olmadı.


Çılgınlığımız


Konserin ortalarına doğru, nihayet beklediğim an geldi. Çello, diğer çalgı aletlerinin saygılı sessizliği içinde, denize sıfır Kuruçeşme serinliğinde “Anlasana”yı pes sesiyle çalmaya başladığında, derin tınısı havayı doldurdu. Her nota, kalplerdeki hüzünleri su yüzüne çıkararak ruhun derinliklerine işliyordu. Çellonun pes sesi, bir yandan duyguları dile getiriyor, diğer yandan dinleyenleri sessiz bir iç yolculuğa davet ediyordu. Anlasana, Haluk abimizin güçlü vokali ve içten yorumuyla birleştiğinde dinleyenlere derin bir duygusal deneyim sunan, sanatsal açıdan zengin bir şarkıdır, bilirsiniz. Gelin “Anlasana”yı içindeki sanatlarla biraz daha detaylı inceleyelim:


1. Tezat:

Şarkıda, kişinin iç dünyasındaki zıt duygular şarkının duygusal derinliğini arttırır.


2. Alegori:

“Anlasana” ifadesi, sadece karşı tarafa hitap etmez; aynı zamanda bir içsel çığlık, bir kabulleniş çabasıdır.


3. İçsel Monolog:

Şarkı, kişinin kendi içinde yaşadığı bir monolog gibi ilerler. Dinleyici, şarkı sözleri aracılığıyla anlatıcının düşüncelerine ve duygularına tanık olur. Bu içsel konuşma, dinleyiciyi şarkının atmosferine daha da çeker.


4. Duygusal Yükselme

Şarkı, müzikal olarak yavaş başlar ve giderek artan bir duygusal yoğunlukla devam eder. Bu, dinleyicinin duygusal bir yolculuk yaşamasına olanak tanır. Melodinin ve sözlerin bu şekilde ilerlemesi, dinleyici üzerindeki etkiyi arttırır.


5. Vurgulu Söylem

Şarkıda bazı kelimeler ve ifadeler tekrarlanarak vurgulanır. Bu, şarkının temel mesajını pekiştirir ve dinleyicide derin bir etki bırakır. “Anlasana” ifadesi, defalarca tekrar edilerek, anlatıcının çaresizliğini ve isteğini kuvvetlendirir.


6. Mecaz Kullanımı

Şarkıda kullanılan bazı ifadeler, doğrudan bir anlam taşımaktan çok, mecazi bir şekilde kullanılır. Bu, şarkının sanatsal değerini arttırır ve dinleyicinin sözlerin arkasındaki derin anlamı düşünmesini, keşfetmesini sağlar.

Ayrıca, bu şarkıdan her bahsedildiğinde, ortamlarda şanımın yürümesi adına vokalistin Şebnem Ferah olduğunu belirtirim. Benim fark edebildiklerim bunlar. Sizin de ekleyecekleriniz varsa yorumlarda paylaşabilirsiniz. Ne de olsa bu büyük bir şarkı, gözden kaçırdığım söz sanatları olabilir.


Yazar tarafından fotoğraf

Yazar tarafından fotoğraf

Protokolün tam ortasında, biraz arkada oturuyorduk. Konserin dinlenebileceği, akustik olarak en güzel yerdi. Çello başladığında Haluk abimiz sahneden indi. Aradaki boşluklardan geçecekti ve yanımızdan geçmesi mümkün değildi. Hemen Nare’nin elinden tuttum ve “Gel benimle,” dedim. “Neeyyy Alp, napıyosuunn ya, duurr, olmaaz!” Yürü sen, dedim ve Haluk abimizin geçeceği koridorlardan birinde, tam önüne gelecek ve göreceği şekilde, başka bir yere oturduk. Nare neler olduğunun farkında bile değildi, kaskatı kesilip kalmıştı.

Haluk abimiz yaklaşırken tişörtleri göstermek için kendimi parçaladım ve ”Abi, tişörte bak abi! Abi, bak seni bastırdık! Abi, hanımda da aynı tişörtten var, bak!” dedim. Nare, orada değilmiş gibi, ne yapacağını bilemez bir hâldeydi ama istediğim etkiyi yaratmıştım. Haluk abi hâliyle bizi duymadı ama fark etti, yanına çağırdı ve hemen yardımcısı Yasin’e fotoğraf çekme işareti yaptı. O da bizi çekti ve kapaktaki fotoğraf ortaya çıktı.

Sonradan, bir tanıdığımın gönderdiği bir TikTok videosu sayesinde, tüm bu anların konseri izleyenlerden biri tarafından kaydedildiğini şaşkınlık içinde fark ettik. O özel, kıymetli anlar şans eseri bir video ile bizim için ölümsüzleşmişti. Hareketlerim, benim de çok heyecanlı olduğumu ve ne yapacağımı bilemediğimi yeterince gösteriyor sanırım. Orijinal videonun yorumlarına mutlaka bakmalısınız. İnsanlar bizi nasıl da övmüşler!

İşte Haluk abimizin kitlesi.”, “Kimse önüne atlamıyor.”, “Adam tişört bastırmış, hâlâ görülmesini bekliyor…

Haluk abi, fotoğrafı bizim telefonumuzdan değil, Yasin’in telefonundan çektirmişti. Beden dilini kullanarak elimi indirmemi söyleyip “Oraya bak,” dediğini ve benim mal gibi kaldığımı videoda da görebiliyorsunuz. Fotoğraf çekildikten sonra da bana eliyle “Ondan al,” anlamına gelen bir işaret yaptı. Tamam, dedim. O an çekilip oturmak “zorundaydık.” Zaten o kadar elittik ki konserin devam etmesine yeterince engel olmuştuk(!). Yasin’i daha sonra bulmak için hatırlamalıydım. Hayatımda ilk ve son defa bir erkeğin yüzüne bu kadar sabit ve uzun süre baktım, ezberlemeye çalıştım.

Nasıl mutluyduk anlatamam:

- Konser inanılmaz iyiydi.
- Müzik türü açısından, bir rock konserinde keman, çello dinlemek benim gibi bir gothic metal*, *opera metal, folk metal meraklısı için zaten müthiş bir şeydi.
- Koskoca Haluk Levent ile çok güzel, çok kaliteli, çok havalı bir fotoğrafımız olmuştu.
- Nare ile çok eğlenmiştik ve hayatımızın en güzel günlerinden birini yaşamıştık ama…

Bitti sanmamıza rağmen gün daha bitmemişti(!).

Aramızda gezmeye, çocuklara sevgi göstermeye, yaşlılarla dans etmeye, sesi çelloya bırakıp bizlerle kucaklaşmaya devam etti. Büyülenmiştik. Ne kadar mütevazı, iyi bir sanatçıydı. İnsandı. Gezdi, döndü, dolaştı; bu sefer o dibimize geldi. Alttaki fotoğrafta, bize yakınlığına ve kendisinin tatlılığına baksanıza:


Yazar tarafından fotoğraf

Yazar tarafından fotoğraf

Yasin bir fırsatını buldu, yanımıza geldi ve telefon numaramı aldı. Fotoğrafı gönderdi, Nare’ye gösterdim. Bir süre sonra, konser bitiminde hemen ayrılmamamızı, Haluk abinin bizi görmek istediğini söyledi. Bunun üzerine bir şaşkınlık daha yaşadık: Kuliste Haluk Levent ile tanışacaktık! Bu bizim için ne kadar büyük, ne kadar önemliydi!

Kusura bakmayın, fotoğrafı buraya bir kez daha ekleyeceğim çünkü gerçekten çok iyi; hem kalabalık hem de Haluk abimiz! Teşekkürler Yasin. Eline sağlık. :)


Yazar tarafından fotoğraf

Yazar tarafından fotoğraf

Konser bitti. Yüzünü ezberlediğim Yasin’i takip ettik. Sahne arkasında bir süre bekledik. Göktuğ Şenkal, gitarının sesinin kısık olduğunu söylüyordu ve sinirliydi. Elvan Kızılay, ileride hayranlarıyla fotoğraf çekiliyordu, yorulmuştu. Kulisin üstü açıktı ve birkaç konteyner vardı. Haluk abimiz bunlardan birinin içindeydi. Bizden önce başka birkaç seyirciyle görüştü. Dans ettiği engelli, çok mutluydu…

Konteynerin kapısı açıldı ve Haluk abimiz, “Kim kaldı, var mı görüşecek kimse?” diye sordu. Yasin, “Tişörtlüler var abi,” diye cevap verdi. Nare’ye “tişörtlüler” diye tekrarladım ve gülüştük. “Ha, gelsinler,” dedi. Girdik. Ufacık bir alanda oturuyordu. Güldü uzun uzun. Kalktı, yanımıza geldi:

“Çok teşekkür ederim… ama yani siz yüzünü tişörte bastıracak başka kimseyi bulamadınız mı? Ben basit bir halk sanatçısıyım, bir kaportacı filan daha uygun olurdu,” dedi. “Olur mu abicim öyle şey! Sen dünyadaki en iyi yürekli, en güzel insanlardan birisin,” dedim. Ben de çok heyecanlıydım. Başka güzel şeyler de söyledim, hatta biraz saçmaladım diye hatırlıyorum ama cümleleri çok net hatırlayamıyorum. Haluk Levent ile tanışmıştık ya, elini sıkmıştık, sarılmıştık!

Nare heyecandan telefonunu video formatında unutmuştu. Haluk abimiz telefonu aldı ve bu sayede yanlışlıkla fotoğraf yerine video çekmiş olduk. Bir fotoğraf kesmeye çalıştık, ortaya bu çıktı:


Haluk Levent tarafından çekilmiş fotoğraf

Haluk Levent tarafından çekilmiş fotoğraf

Heyecandan titriyorduk, elimiz ayağımız hiçbir yere sığmıyordu.

İyi ki gittik be Nare! \
İyi ki tişörtü bastırdık. \
İyi ki giydik.\
İyi ki Haluk abinin yanına gittik.\
İyi ki varsın.\
İyi ki benimlesin…

Seni Çok Seviyorum!