Gökyüzünden Hayatlar: Uçak Yolculukları ve Sakar Geçidi Hikayeleri

Photo by Paolo Nicolello on Unsplash
Selam. Bu yazıda uçak yolculuklarında yaşadığım ve Muğla merkezden sahil ilçelerine giderken geçtiğimiz Sakar Geçidi’nde yol alırken yaptığım bir ritüelden bahsedeceğim. İkisi de birbirinden farklı ve beklenmedik olacak.
Havaalanında ilerlerken, insanların aceleci adımları, anonsların yankısı ve uçakların motor sesleri arasında, içimde bir heyecan dalgası yükselir. Cüzdan, saat ve telefonu çantama sıkıştırırım ki güvenlik noktalarından hızlıca geçeyim. Kapıda, yorgun yüzlerdeki hikayeleri okumaya çalışırım. Çocuklarını kucaklayan anne babalar, birbirine dönüp dönüp el sallayan sevgililer, aceleci iş insanları, bağıra çağıra konuşan yabancılar…
Her birinin ardında farklı bir hikaye var. Havaalanlarının bu kozmopolit atmosferi, insana büyük bir hikayenin parçası gibi hissettiriyor. Koltuğumu bulup baş üstü bagajına çantamı attığım anda benden mutlusu yoktur. Son cümle çok ortak bir his galiba. Oturduğum anda acaba dışarıyı seyrederken aklımda yine ve yeni neler canlanacak diye merak etmeye başlarım.
Kalkışla birlikte, uçak yavaş yavaş bulutların arasına karışırken, şehir manzarası yerini gökyüzünün sonsuz maviliğine bırakır. Kalkışın o anında, her şeyin ne kadar küçük ve önemsiz göründüğünü hissetmeye başlarım. Yükseldikçe, dünya sanki bir tabloya dönüşür; her bir bina, her bir cadde, birer fırça darbesi gibi görünür.
Uçak yolculuklarının ilk ve son birkaç dakikasında, evlere üstlerinden bakarız bilirsiniz. Yazının bu kısmında o anki hislerimi anlatacağım. Kesinlikle o birkaç dakikaya sığmayacak şeyler yaşarım içimde. Her seferinde, şehre yaklaşıp alçalmaya başladığımızda veya gökyüzüne yükselirken, pencereden dışarı bakar ve altımdaki şehri izlerim. Her bir bina, birçok daire, birer beton yığını gibi görünse de aslında onlarca insan, onlarca hayat demek. Niyeyse hep sadece evler gelir aklıma, üniversite zamanında bizzat 5 sene yaşadığım öğrenci yurtları ve oteller gelmez. Garip.
Her bir bina, birçok daire, onlarca insan demek. Her seferinde, evlerin içine dair hikayeler hayal ederim. Kimisi mutlu mesut dizi izliyor, kimisi yemek yiyor, kimisi tartışıyor, kimi öğrenciler ders çalışıyor… Bir film sahnesi gibi, duvarlar olmadan evler arasında gezebilecek olsak ne hikayeler çıkar, hatta romanlar.
İnsan hayatı bu, kolay mı herkesin yaşamı, şartları, mücadelesi farklı. Mutlu bir şekilde dizi izleyen de var, yorgun argın eve gelip uyuyan da; yemeği yetiştiremeyip panik içinde yemek yapmaya çalışan, siparişi geç kalan, bebeğini uyutmaya çalışan, çocuğuna ders çalıştıran, online eğitim yapan, bu eğitime katılan, maç izleyen, YouTube’un dehlizlerinde kaybolan… Her yaştan, her tipten, farklı ırklardan, farklı inançlardan, farklı düşüncelerden binlerce, milyonlarca insan.
Hayat var. O evlerin her birinde farklı birer hayat. Ve ben, uçağın pencere kenarındaki koltuğumda, bu hayatların aklıma gelenlerini tek tek düşünmekten kendimi alamam. Bir evde, küçük bir çocuk annesiyle birlikte mutfakta kurabiye yapıyor. Çocuğun gözlerinde heyecan, annesinin yüzünde sevgi dolu bir gülümseme. Aynı apartmanın bir başka dairesinde ise genç bir kadın, bilgisayarının başında çalışıyor. Yorgun ama kararlı. Yaptığı işin geleceği için ne kadar önemli olduğunu biliyor.
Biraz ileride, başka bir binada, yaşlı bir çift koltuklarında oturmuş, sessizce el ele televizyon izliyor. Hayatlarının sonbaharında, birlikte geçirdikleri yılların hatıralarını paylaşarak huzur buluyorlar. Onların hemen altında ise yeni evli bir çift, mutfakta birlikte yemek yapmanın keyfini çıkarıyor. İlk defa kendi evlerinde, kendi sofralarını kurmanın heyecanı içindeler.
Başka bir binada, genç bir adam bilgisayarının başında oyun oynuyor. O an sadece oyunun dünyasında, gerçek dünyanın sıkıntılarından uzak. Bir kat altında, orta yaşlı bir kadın çocuğunu yıkıyor, çocuk ıslakken elinden kaçıyor tüm ev ıslanıyor. Başka bir dairede bir orta yaşlı yalnız yaşayan adam felsefe ile bozmuş kafayı Platon’un Devlet’ini okuyor ve notlar çıkarıyor.
Başka bir evde, sabaha kadar çalışmış bir baba, yorgun gözlerle ailesine kahvaltı hazırlıyor. Eşi, masada çocuklarını giydirirken, kahve kokusu tüm eve yayılıyor. Hemen yanında bir evde, genç bir adam spor salonuna gitmek için hazırlanıyor. Aynı sokakta, yaşlı bir kadın, yıllardır oturduğu evin penceresinden dışarıyı izliyor. Çocukların sokakta oynadığı günleri hatırlıyor, gençliğini, komşularını…
Gökyüzünde süzülürken, her bir pencerenin ardında ayrı bir dünya olduğunu bilmek, insanın hayatı ne kadar farklı açılardan görebileceğini hatırlatıyor. Uçak yolculukları, bana her seferinde bu gerçeği hatırlatıyor ve içimde derin bir minnettarlık duygusu uyandırıyor. Uçağın hızı azaldıkça, şehir manzarası daha da netleşiyor. Bir apartmanın tepesinde genç bir çift, yıldızların altında sohbet ediyor. Gelecek planları, umutlar, hayaller… Hemen yanlarındaki apartmanın penceresinden, bir genç kızın keman çaldığını görüyorum. Melodileri, gökyüzüne doğru yükseliyor, adeta beni karşılıyor.
Bunları düşünürken, uçağın tekerlekleri piste değiyor ve aniden gerçek dünyaya geri dönüyorum. Ancak o birkaç dakika içinde, yüzlerce hayatın parçası oluyorum. Her biri kendi hikayesini yaşayan insanlar… Ve ben, kısa bir süreliğine de olsa, onların dünyalarına misafir oluyorum. Gökyüzünden bakınca, hayatın ne kadar karmaşık ve aynı zamanda ne kadar güzel olduğunu bir kez daha anlıyorum. Her bir evde farklı bir hikaye, her bir hikayede farklı bir duygu saklı. İşte bu yüzden, uçak yolculukları benim için her zaman özel olmuştur. O birkaç dakikada yaşadığım hisler, belki de hayatın kendisinden daha gerçektir.
Ben bile bunu yaşıyorsam astronotlar “Kapsayıcı Etki” esnasında neler yaşıyorlardır diye düşünürüm. Astronotların uzaydan Dünya’yı gördüklerinde yaşadıkları derin duygusal ve bilişsel değişim “Kapsayıcı Etki” (Overview Effect) olarak adlandırılır. Bu etki, astronotların gezegenin kırılganlığını ve insanlığın birbirine bağlılığını fark etmeleriyle ortaya çıkar. Dünya’nın sınırlarını görememenin ve evrendeki yerini anlamanın getirdiği bu deneyim, birçok astronotun dünya görüşünü ve yaşam felsefesini derinden etkilemiştir. Bunu ve astronotların hisleri hakkında çok daha fazlasını öğrenmek için birkaç kitap aldım ama henüz sıra gelmedi. Onu da yazacağım.
Sakar Geçidi
Nevşin Mengü’nün YouTube yayınlarından tanıdığım Rahşan Gülşan, durumu çok güzel özetlemiş. Drone fotoğrafını da çok güzel çekmiş. Üstüne pek laf bırakmamış. Virajların çokluğu ve sertliği yeterince net değildir diye Google Maps ekran görüntüsünü de ben aşağıda ekledim.

Ekran görüntüsü Google Maps’ten alınmıştır.
Gördüğünüz üzere virajlar çok fazla ve sert. Yıllar içinde burada vefat eden pek çok insana Allah’tan rahmet dilerim. Sorun sadece virajlar da değil; haritanın yukarı tarafı çok yüksek. Geçidin başında 670 metre olan rakım, 9 km sonra, Gökova’da 42 metreye falan düşüyor. Ziyadesiyle dik ve tehlikeli.
Annem Denizlili, orada pek çok akrabamız yaşadığı için üniversite yıllarıma, hatta iş hayatıma kadar her yazım Denizli’de geçti. Oradan birkaç haftalığına büyük teyzemin yaşadığı Muğla’nın ilçesi Ortaca’ya da geçerdik. İşte Sakar Geçidi’nden çocukluğumda her sene belli tarihlerde geçiyor olmamın bana kattıkları. Açın açın, alttaki şarkıyı birlikte dinleyelim.
Sakar Geçidi’nden deniz göründüğü an bu şarkıyı açarım.
Cebimdeeee ucu ucuna yetecek bir paraaaa…
İlk ne zamandı gerçekten hatırlamıyorum. İki ihtimal geliyor aklıma:
Birincisi: 6., 7. sınıfa gittiğim zamanlar Walkman’lerim vardı (Develi’de bulunmazlardı, kolay bozulurlardı, o yüzden “lerim” dedim). 90’ların çocukları iyi bilirler. İlk walkman’imi Denizli’den almıştım, bir başkasını kuzenim hediye etmişti…
İkincisi: Elif ablamın MP3 player’ında rastlamış olabilirim. Zaten biliniyordu bu şarkı, o zamanlar çok revaçtaydı Ayna. “Deniz göründüğü an dinlemem lazım.” diye çocuk aklımla düşünmüş, bekleyip durmuş olabilirim. İkinci ihtimal daha güçlü görünüyor.

Yazar tarafından fotoğraf
Ah! Sakar Geçidi ve o yükseklikten Gökova Körfezi’nin güzelliği… Mavi ve yeşilin buluştuğu, tatilin başladığı yer. Çoğu geçişinizde taa yüreğinizden gelerek koca bir “Oh!” çektiğiniz yer.
Son inişimde ritüelimi yapamadım, şarkımı dinleyip tatili düşleyemedim. Kafamın içindeki yarım kaydı oynatmakla yetindim. Annemin ameliyatı yapılmıştı ve yanında refakatçi olarak kalmıştım. (Merak etmeyin, iyi, çok şükür ameliyat başarılı geçti. Doktorumuzun çekindiği kadar zor geçmedi.) Kulaklık vardı ama çantamdaydı. Belki yine çıkarırdım, annem, ben, eniştem, arabada çekinecek bir ortam yoktu tabii ki ama çanta bagajdaydı. Olsun, geçit orada duruyor sonuçta, daha çookk geçeriz, çookk dinleriz.
Bir sonraki sefer bekleyecek sahilde meltem, içimde fırtına… Bekle beni Sakar ve Ayna!
Sıkça Sorulan Sorular
▸Uçak yolculuklarında pencereden evlere bakmak nasıl bir his uyandırıyor?
Yazar, uçağın kalkış ve iniş anlarında evlerin üstünden geçerken içerideki hayatları hayal ediyor. Bu deneyim kendisinde derin bir minnettarlık duygusu uyandırıyor ve uçak yolculuklarını her seferinde özel kılıyor.
▸Sakar Geçidi nerede bulunuyor?
Sakar Geçidi, Muğla merkezi ile sahil ilçelerini birbirine bağlayan yol üzerinde yer alıyor. Yazar bu geçidi Muğla merkezden sahil ilçelerine giderken kullanıyor.
▸Yazarın Sakar Geçidi'ndeki ritüeli nedir?
Yazar, Sakar Geçidi'nde yol alırken kendine özgü bir ritüel yaptığını belirtiyor. Bu ritüelin detayları yazının devamında aktarılıyor ve uçak yolculuklarındaki deneyimle birlikte farklı ve beklenmedik olarak nitelendiriliyor.
▸Yazar havaalanı deneyimini nasıl tanımlıyor?
Yazar havaalanını; aceleci adımlar, anonsların yankısı ve uçak motorlarının sesleriyle dolu, heyecan verici bir ortam olarak tanımlıyor. Güvenlik noktalarından hızlıca geçmek için cüzdan, saat ve telefonunu önceden çantasına hazırladığını belirtiyor.
▸Uçak yolculukları yazar için neden özel?
Yazar, uçaktan evlere bakmanın her seferinde hayatla ilgili derin bir gerçeği kendisine hatırlattığını söylüyor. Bu deneyimin içinde uyandırdığı minnettarlık duygusu, uçak yolculuklarını her zaman özel kılıyor.


